13 Nisan 2017 Perşembe

SOLE MAGNE "SOLE MAGNETİC ÜRÜNLER & DOĞAL TEDAVİNİN TAMAMLAYICISIDIR" & Elk. Mühendisi Fehmi Aslandoğan

SOLE MAGNETİC ÜRÜNLER DOĞAL TEDAVİNİN TAMAMLAYICISIDIR
Sole Magnetic Ürünler sağlıklı yaşam için gerekli ürünlerdir: Sağlıklı beslenmede ve doğal tedavi sonrası iyileşmeye yardımcı ürünlerdir.                                                       
- Sole Magnetic ürünlerle doğal tedavi sonrası ( Akupuntur, Ayurveda, Fitoterapi, Homeopati, Reiki, Su Jok Terapi, Meridiyen Terapi, Nöral Terapi, Kayropraksi, Osteopati,  Yoga, Ta Chi Chuan, Meditasyon, Shiatsu, Tıbbi Masaj, Taş Terapisi, Naturopati, Refleksoloji,vs.) tedavilerin tamamlayıcı olarak kullanılır. 
Günlük yaşamda kalitesiz su içmek, kalitesiz sebze, meyve ve yemek ile beslenmek, İş şartları gereği uzun süre oturarak veya ayakta durarak çalışmak vücudumuz da çeşitli hastalıklara sebep olmaktadır. Yukarda isimlerini saydığımız Doğal tıp tedavilerinin tamamlayıcısı Sole Magnetic ürünlerdir. Başlıca Baş, Boyun, Omuz, Bel, Kol, El, Diz, Ayak Bileği ve Ayak ağrılarının tedavisinden sonra Sole Magnetic Ortopedik ürünler kullanılmasını önemle tavsiye ediyoruz.           
- En önemli gıdamız olan suda üç önemli özellik olmalıdır.                                                            
1- İçeceğimiz Sağlıklı suda yeterli mineraller olmalıdır.                                                                  
Sağlıklı suyun mineral yoğunluğu TDSM ile en az 200 ppm göstermelidir. Bu Zem Zem de 750- 800ppm dir. Ne yazık ki içtiğimiz sular 6ppm ila 60ppm arası değişiyor. Bu da bir felaket demektir. 365 gün içeceğimiz su ortalama 350- 400ppm olmalıdır. Himalaya tuzu eriğinden üretilen Alkamine Sole Ph damlası 200ml lik bir bardağa üç damla konulduğunda 350 – 400ppm i gösterir. Bu da sağlık için mükemmel bir sudur.                              
2- İçtiğimiz sağlıklı suyun Ph 10-10.5 olmalıdır: 
İçilen Kolanın Ph 2.5, etlerin, peynirlerin Ph 4 ve çayın kahvenin Ph 5 dır. Oysa kanımızın Ph 7.4 dür. İşte kanımızın Ph 7.4 dengelemek için içtiğimiz suyun Ph 10 olmalıdır. Beslenmede ki bu yanlışlık vücudumuzun asitlenmesine yani zehirlen-mesine sebep olmaktadır. Bütün hastalıkların en önemli sebebi vücudumuzun bu yanlış beslenmeden zehirlenmesidir. Alkamine Sole Ph damlası ile 200ml lik bir bardağa 3 damla ilave ederek suymuzun Ph nı 10 – 10.5 a çıkarırız. Vücudumuzu bu asitlerden korumuş oluruz. Sağlıklı bir suda böyle olmalıdır.                                                          
3- İçtiğimiz sağlıklı su canlı olmalıdır.                                                                                         
Sular kaynağında canlıdır. Damacanaya giren su 10 saate, boruya giren su 80m den sonra ölür. Ölü su ancak manyetik dalgalarla canlanır. Sole Magnetic Su Çubuğu ve Su Canlandırma Tablası ile su canlandırılır. Ölü su hücre kanalından geçemez. Çanlı su hücre kanalından geçer ve sağlıklı olmamızı sağlar.                                            
- Yemeklerimizde Sole Crystal Himalaya Tuzu kullanmalıyız ki rafine tuzun zararlarında korunalım. Rafine tuz sigaradan daha zararlıdır. Kaya ve deniz tuzu molekülleri kristal yapıda olmadığından hücre zarından geçmez bu yüzden yüksek tansiyona sebep olur. Sole Cristal Himalaya tuzu molekülleri hücre zarından geçerek 84 minerali ile vücudumuzun ihtiyacı olan tüm mineralleri sağlar. Yüksek tansiyona da sebep olmaz.                             
- Sole Ürünlerle içtiğimiz suyun ihtiyacımız olan mineralini, pH nı ve canlanmasını, yediğimiz sebze ve meyvelerin dalından koparılmış gibi taze olması sağlaması Doğal tedavi sonrası vücudumuzun kendini hızla iyileşmesine yardımcı olur.                              
Elk. Mühendisi Fehmi Aslandoğan
MANYETİK ALAN TEDAVİSİ
Kanın en uzaktaki hücrelere kadar gitmesi ve oraları beslemesi gerekmektedir. Bir hücreye kan gitmesi, o hücreye oksijen gitmesini, bağışıklık sistemimizi oluşturan savaşçı hücrelerin, hücre tamiratından sorumlu kök hücrelerin, gıdaların gitmesi
demektir. Kısacası hayat demek kan demek, kan demek sağlıklı yaşam demektir.
Kanın kalpten pompalandıktan sonra en ücra köşeye kadar gitmesi kan damarlarının vazomosyon dediğimiz kasılmaları sayesinde olmaktadır. Büyük damarlar sinirler tarafından uyarılarak kasılmaları sağlanır. Ancak kılcal damarlarda sinir iletimi yoktur. Yaşlılarda ve hastalarda kılcal damarların kasılması azalır. Sağlıklı bir insanda dakikada 30 kere kasılan kan damarı şeker hastalarında dakikada 1 kez kasılır. Bu yüzden şeker hastalarında yara iyileşmesi zor olur. Manyetik alan tedavisi sayesin de kasılmayan kılcal damarlar kasılmaya ve kan akımı hızlanmaya başlar. Bu sayede hücrelere daha fazla gıda, tamirat hücreleri, bağışıklık sistem hücreleri, vitaminler vb. gitmeye başlar. Yaralar iyileşir, hasta hücreler düzelir.
MANYETİK ALAN TEDAVİSİ, uygulanması kolay ve ekonomik olarak da ucuz bir tedavi yöntemidir. Ev kullanımı için satılan ürünler mevcut olup, her evde olması gereken ürürnler arasında olduğunu düşünüyorum.
Op.Dr.Serhat Duruhan 
MAGNETİK TEDAVİ
Astımda mucizevi mıknatıs tedavisi: Bio manyetik yöntemin kan akımını hızlandırdığı ve hücresel faliyetin arttığını bio elektirik akımı düzenleyen neodyum mıknatıslar broşlardaki ödemi ve spazmı çözerek  tıbbi tedavinin de etkisiyle vücudun hastalığı kısa sürede yenmesini sağlamaktadır.                                              
Manyetik tedavinin yapılan bilimsel araştırlalarla hiç bir yan etkisinin olmadığı ispatlanmıştır. Neodyum miknatıslar vücudun kendini tedavi etme faktörlerini etkinleştiriyor.                                                                 
Manyetiklerle  (mıknatıslarla) yapılan lokal tedavi yöntemidir. Astım başta olmak üzere kronik inflematuar rahatsızlıklarda uygulanmaktadır. Magnetikler Akupuntur etkisi yanında kan dolaşımını artırıcı ödem giderici ve hücre enerji düzeyini artırıcı faydasından yararlanılmaktadır. Doğal tıp tedavisi ile birlikte uygulandığında faydası daha da artmaktadır.   
Med. Dr. Adnan Atlı: 
   SOLE MAGNETİC ÜRÜNLER
[[iletişim & bilişim ve sipariş]] 
e.MAİL, ulusaltanitim@hotmail.comGSM: 0 552 220 45 18




























24 Mart 2017 Cuma

Sınırlı Sorumlu "SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatiifi" ve Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Kurduğu Kadim Kurumun Güncel Başkanı, AYHAN ÜNGÖR

CUMHURİYETİN İLK TÜKETİM KOOPERATİFİ
“SINIRLI SORUMLU ANKARA MEMURLAR TÜKETİM KOOPERATİFİ”
Mustafa Kemal ATATÜRK (Cumhurbaşkanı), İsmet İNÖNÜ (Başbakan), Abdülhalik RENDA (TBMM Başkanı), Celal BAYAR (Başbakan) ve Mareşal Fevzi ÇAKMAK (Genelkurmay Başkanı) tarafından 21 Nisan 1925 tarihinde Cumhuriyetin Başkenti Ankara'da kurulan “Ankara Memurları İstihlak (Tüketim) Kooperatifi” memleketimizde düzenli bir çalışma gösteren ilk ciddi kooperatiftir. Şu anda Ayhan ÜNGÖR Başkanlığında Ankara da; Tarihi amaçları doğrultusunda faaliyetlerini başarıyla sürdürmektedir. (*)
Atatürk’ün direktifiyle çıkan 25 Mart 1925 gün ve 586 sayılı Tebliğle, kooperatife 4.000 memur ve hizmetlinin bir aylık maaşlarının yarısının, bu kişilerin hesabına kooperatife avans olarak ödenmesiyle oluşturulan 168.246 TL sermaye sağlanmıştır. Devletin yardımcı olmasıyla sağlanan avans altı ay sonra faizi ile beraber geri ödenmiştir. Bu çalışma kooperatifi başarıya götüren nedenlerin ilki olmuştur.
Atatürk’ün ölümüne kadar büyük bir özveri ile örnek çalışmalar yapan kooperatif ilk bilançosunu 1926 yılında 115.000 TL karla kapatmıştır. Bu rakam 1933 yılında kurulan Halk Bankası’nın kuruluş sermayesi olan 25.000 TL’nin 4,5 katıdır. Sonraki yıllarda çeşitli nedenlerle bu tarihi oluşum sona ermiştir. Bütün hesap ve işlemleri üyeleri ve halka açık olan "kooperatifçiğin temel ilkesi açıklık, saydamlık ve şeffaflık presibine" sadık, saygılı ve bu konuda, tam bir iyi niyet ve samimiyetle hareket eden; "SINIRLI SORUMLU ANKARA MEMURLAR TÜKETİM KOOPERATİFİ" nin:
http://koop.gtb.gov.tr/haberler/cumhuriyetin-ilk-tuketim-kooperatifi
Link'inde yer alan galeriden Osmanlıca ve Türkçe olmak üzere 1925 ve 1926 yıllarına ait mizanlar, kurucuların imzaları ve fotoğrafları ile kooperatif binası incelenebilir.
SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi MERKEZ BÜROSU Ulus, ANKARA 
SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı
AYHAN ÜNGÖR
 
SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı
AYHAN ÜNGÖR
 
Uzman Öğretmen Mine BÜLBÜL
"SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi" Asıl Üyesi

SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı
AYHAN ÜNGÖR
 

SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı
AYHAN ÜNGÖR
 
SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı
AYHAN ÜNGÖR
 

SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı
AYHAN ÜNGÖR ve Gazeteci, Araştırmacı - Yazar Mustafa Nevruz SINACI 
Uzman Öğretmen Mine BÜLBÜL
"SS Tarihi Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi" Asıl Üyesi
(*) Ayhan ÜNGÖR (SS Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi Başkanı)                
1936'da Tokat İli, Niksar ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Niksar'da, liseyi Sivas'ta okudu. 1955 yılı mezunudur. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Makine Bölümü'nü 1960'da bitirdi. Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğünde Makine Şube Şefliği, Müdür Yard. ve Müdür Vekilliği yaptı. Bakanlık tarafından Almanya'ya gönderildi ve 2 yıl Makine konusunda ihtisas yaptı. GOETHE Enstitüsü'nde 6 ay lisan kursuna katıldı. Yurda döndükten sonra Köy İşleri Bakanlığı'nda Ankara Kooperatifler 6. Bölge Müdürlüğü'nde önce Baş Mühendis olarak, sonra da Bölge Müdürü olarak görev yaptı ve 25 yılını doldurunca emeli oldu. Emekli olduktan sonra Vakıflar Bankası TÜRKTUR AŞ. Genel Müdürlüğü yaptı. Daha sonra ORÜS Yönetim Kurulu Üyesi oldu. Bu arada Önce Ankara Tokatlılar Vakfı Başkanlığı sonra da Ankara Niksarlılar Derneği Başkanlığı yaptı. Halen, Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşları tarafından kurulmuş olan Tarihi “Ankara Memurlar Tüketim Kooperatifi” Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütmektedir.

22 Mart 2017 Çarşamba

Rahmetli "UĞUR MUMCU" Türkiye'nin ve Halkın Gündemine Taşımıştı... Şimdi; Gazeteci, Araştırmacı - Yazar "HÜSEYİN HAKKI KAHVECİ" Yazdı. R A B I TA

RABITA 
'UĞUR MUMCU'DAN SONRA'
KİTABI ÇIKTI.
Gazeteci – Yazar: Hüseyin Hakkı Kahveci,
Uğur Mumcu'nun yolunu takip ederek  
önemli bir araştırma kitabına imza attı. 
Dördüncü kitabı yayınlanan yazar Hüseyin Hakkı Kahveci “RABITA” dosyasını yeniden açtı. Gazeteci – Yazar Uğur Mumcu tarafından yıllar önce gündeme getirilen RABITA konusunu Uğur Mumcu sonrası analizleriyle kaleme alan yazar Hüseyin Hakkı Kahveci’nin kitabı ULAK yayınlarından çıktı.
TANITIM BÜLTENİ'NDE;

"Kaynaklara göre Rabıta, şirktir."
Çünkü İslami gözükerek Yahudi ve Hıristiyanlığa hizmet etmektedir.
Ortadoğu’da Amerikancı İslam’ın (ılımlı İslam’ın) sacayaklarından biri de, bölgedeki sosyalist ve milliyetçi hareketlere karşı İslamcı örgütleri desteklemek amacıyla, 19 Mayıs 1962 tarihinde Mekke’de kurulan RABITA, resmi adıyla Dünya İslam Birliği örgütüdür.
Rabıta’nın finansörü dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip Suud yönetimi, bir diğeri ise Arap-Amerikan petrol şirketi ARAMCO (Arabian-American Oil Company) idi. Yani Amerikan sermayesi de vardı. Bir başka kaynak ise Suudlu petrol şeyhlerinin zekâtları...
El Kaide, IŞİD gibi örgütler gerçekte, daha İslam’ın ilk yüzyılından itibaren ortaya çıkmış bir sapkın yolun bugünkü uzantısıdır.
Emevilerin dini ile Haricilerin terörizmini birleştirirseniz El Kaide, IŞİD anla­yışına uzanırsınız. Bu çizgide İslam, artık insanlara erdem kurallarını aşılayan ve barışa ulaştıran bir din olmaktan çıkar; muhterislerin, dar kafalı yobazların tatmin ideolojisi durumuna düşer, düşmüştür.
İşte El Kaide, IŞİD çizgisinin arkasındaki anlam da budur.
Bugün Ortadoğu’daki çatışmaları, Suriye’yi, Irak’ı, hatta Türkiye’de olanları, gündemdeki Anayasa tartışmalarını anlamak için değerli basın şehidi Uğur Mumcu’nun açtığı pencereden bakarak Rabıta’yı anlamak gerekiyor.
Uğur Mumcu gazeteciliğinin günümüzdeki ender kişilerinden Hüseyin Hakkı Kahveci, bu kitapla Rabıta üzerinden yaşanan gerçeklere, sürüklenmekte olduğumuz tuzağa dikkat çekiyor."
Kitap; 
Türkiye çapında D&R ve tüm kitabevleri ile satış noktalarında yerini aldı.

7 Mart 2017 Salı

ERMENİ KÖKENLİ ÜNLÜ TÜRKLER "ESKİ KÜRT MİLLETVEKİLİ İBRAHİM AKSOY BİRÇOK TÜRK SİYASETÇİNİN ERMENİ OLDUĞUNU İDDİA ETTİ…"

ERMENİ KÖKENLİ ÜNLÜ TÜRKLER
(İnternet Derlemeleri: Kıtır Olsun… 21 Jan 2011)  http://www.turkishnews.com/tr/content/2014/12/16/ermeni-kokenli-unlu-turkler/]]
ESKİ KÜRT MİLLETVEKİLİ İBRAHİM AKSOY BİRÇOK TÜRK SİYASETÇİNİN ERMENİ OLDUĞUNU İDDİA ETTİ…
İbrahim Aksoy; Almanya Hamburg Üniversitesi’nde Yüksek mimarlık okudu. İBRAHİM AKSOY, 1989’da SHP Malatya Milletvekili olarak Meclis’e girdi. Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmadı “Türkiye’de Kürt diye ayrı bir halk var” dedikten sonra dönemin SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın baskısıyla SHP’den ihraç edildi. HEP’in kurucuları arasında yer aldı, DEP’in Genel Sekreterliği’ni yaptı. Ve şimdi tartışma yaratacak bir yazı kaleme aldı.
SHP eski Milletvekili İbrahim Aksoy, Ermeni Türkleri yazısında, 
Devlet Bahçeli, 
Mehmet Ağar, 
Mesut Yılmaz, 
Recai Kutan, 
Oğuzhan Asiltürk, 
Murat Karayalçın, 
Hasan Celal Güzel 
gibi siyasetçilerin Ermeni olduğunu iddia ediyor.
İbrahim Aksoy’un yazısını yorumsuz olarak yayınlıyoruz.
ERMENİ TÜRKLERİ
Irk ve ırkçılığının, öncülüğünü yapanlar gerçekten ne kadar Türk tür? Türkiye’de Türk olanların, hiç biri Türkçülük yapmıyor. Zaten buna da ihtiyaçları yoktur. Türkmenistan’dan Anadolu ya gelip yerleşen Türkmenler, hem Osmanlı döneminde, hem de Cumhuriyet döneminde sürekli devletin dışına itildiler. Buna rağmen hiçbir zaman Türk ırkçılığı yapmadılar. Cumhuriyet döneminde Türk ırkçılığının büyük itibar görmesine rağmen yine yapmadılar. Türkmenistan’dan gelen Türkmenler, Orta Anadolu’da, Alevi Kürtlerle karışık yaşayan Aleviler; Toroslar’daki yörük Aleviler ve Ege’deki tahtacı Alevilerdir. Bunlar Osmanlı döneminde sürekli aşağılanmış ve hatta kitlesel katliamlara uğramışlardır. Cumhuriyet döneminde de sürekli devletin kenarında bırakılmışlardır.
Balkan muhacirleri, Karadeniz Pontus Rumları’nın torunları ve Anadolu’da yerleşik bazı azınlıklar Türk ırkçılığını yapıyorlar. Bazen de bunlar kendilerini kabul ettirebilmek için aklın ve mantığın sınırlarını bile zorluyorlar. Burada, bu sınırları aşan bazı Ermenileri anlatmaya çalışacağım.
Sabiha Gökçen;
Atatürk’ün manevi kızıdır. Bu daha önce de yazıldı. Atatürk bu kızı bir yetimhaneden alıp evlatlık edinmiştir. Atatürk küçük kızına, zil zurna âşık olduğu ve kendisinden 19 yaş küçük Vahdettin’in küçük kızı prenses Sabiha’nın adını verdi. Böylece küçük Sabiha’nın bir Müslüman adı oldu ve daha sonra, Gökçen soyadını alarak, Sabiha Gökçen oldu. Sabiha Gökçen dünyada ilk kadın savaş pilotu olmanın yanında, yine dünyada savaşa katılan ilk kadın pilot olma özelliğini de taşıyor. Çünkü Sabiha Gökçen 1938 Dersim katliamında, Dersim’in köylerine tonlarca bomba yağdırdı. Binlerce, Dersimli bu bombalarla can verdi.
Hafize Özal; 
Turgut Özal’ın annesi, Malatya’nın Tecde köyünde önceleri Ermeni papazı, daha sonra din değiştirip, hocalık yapan meşhur cinci hocanın kızıdır. Hafîze hanım büyüyünce, yine Ermeni kökenli, Çemişgezek göçmeni olan Turgut Özal’ın babası ile evlendi. Çocukları da dahil hepsi tarikat üyesidirler.
Recai Kutan; 
Adıyaman’ın Sincik ilçesine bağlı Kotan köyünden, aslen Ermeni olan Ismail Efendi’nin oğlu olarak Malatya’nın Nebioğlu Sokağı’nda dünyaya geldi. Özallar da aynı sokak da oturdukları için, tanışmışlıkları çok eskiye dayanır. Sadece tanışmışlıkları degil, tarikat üyelilikleri de o yıllara dayanır. Başından beri Necmettin Erbakan’ın sağ kolu olan Recai Kutan şu anda SP Genel Başkanıdır.
Oğuzhan Asiltürk; 
kendisine asil bir soyadı da seçen Oğuzhan, Malatya’nın Hekimhan ilçesinin Zorban köyünde dünyaya geldi. Ermeniliğini terk edip tarikat üyeliğini benimsemesi, yaşı kadar eskidir.
Devlet Bahçeli; 
Aslen Siverek Ermenilerinden bir ailenin çocuğudur. Ailesi Siverek’ten göçüp, Bahçe ilçesine yerleşti. Küçük Devlet burada dünya ya geldi. Özellikle üniversite yıllarında, Türk ırkçılığının öncü kadrolarındandır. Atatürk Üniversitesi’ndeki bu çabaları, onu daha sonra MHP’nin Genel Başkanlığı’na taşıdı. Şu anda Türkçülük hareketinin en önemli şahsiyetlerindendir.
Hasan Celal Güzel; 
ANAP’ta bakanlık da yapan Güzel şu anda YDP Genel Başkanı’dır. Hasan Celal, aslen Antepli olan ermeni bir ailenin çocuğudur. Hasan Celal’in ailesi, Antep’de devletle ilişkileri deşifre olduktan sonra gelip Malatya’ya yerleşti. Küçük Hasan Celal Malatya’da traktör pazarlamacısı Kamil Güzel’in oğlu olarak dünya ya geldi. Başarılı bir devlet adamı olduğu gibi, yeminli bir Kürt ve Ermeni düşmanıdır.
Mehmet Ağar; 
aslen Ağınlı olan Ermeni bir ailenin çocuğudur. Küçük Mehmet, Elazığ’da meşhur Kürt Zülküf’ün oğlu olarak dünyaya geldi. Kürt Zülküf 68’lilerin korkulu rüyası olan işkenceci toplum polis müdürünün ta kendisidir. Kürt lakabını da Ermeniliğine örtü olarak kullanıyordu. Mehmet Ağar her yasadışı olaya adı karışan başarılı bir devlet adamı ve gençliğinden beri yeminli bir devlet hizmetkarıdır. Devletin her kademesindeki başarılı hizmetlerinin yanısıra, başarılı bir sorgucu olarak da bilinen Ağar, şu anda DP Genel Başkanlığı’ndan istifa etmiştir.
Mehmet Keçeciler; 
Türkiye de gericilikden bahis açılınca ilk akla gelen isimlerin başında gelir. Keçeciler de devletin her kademesinde, büyük hizmetleri olan, başarılı bir devlet adamıdır.
Mesut Yılmaz; 
şu sıralar siyasete yeniden başlamak için, salvo yapmaya başlayan Yılmaz, Rize’nin Hemşin Ermenilerindendir. Mesut Yılmaz, başbakanlık da dahil, devletin her kademesinde başarılı görevlerde bulunmuş bir devlet adamıdır.
Murat Karayalçın; 
Mesut Yılmaz ile aynı köydendir. Hemşin Ermenilerinden olan Karayalçın, ailesi ile Yılmaz ailesi kavgalı oldukları için, Karayalçın ailesi Samsun’a göçmek mecburiyetinde kaldı. Küçük Murat, Samsun’da dünyaya geldi. Karayalçın başarılı bir insan olduğu için, Kenan Evren’in ilk atadığı bürokrattır. Bu başarısını Evren’in atamasıyla Kent – Koop Genel Başkanlığı’nda da sürdürdü.
Şu anda SHP Genel Başkanlık görevini başarıyla sürdürüyor. Karayalçın’ın en önemli özelliği, Ankara Siyasal Bilgiler’de öğrenciyken Mehmet Ağar, Mehmet Keçeciler ve Hasan Celal Güzel gibi bazı arkadaşlarıyla, Arapkirliler Grubu’nu oluşturarak Uluç Gürkan’a karşı öğrenci birliği başkanlığına aday olmasıdır. Aslında bu gruptan olanların hiçbiri Arapkirli değildir ve hepsi de Ermeni kökenlidir. Ayrıca hepsi de ülkücü eğilimlidirler. Seçimi kaybeden Karayalçın, CHP’li Uluç Gürkan’ı tehdit etmeye başladı. O yıllarda aynı okulda öğrenci olan devrimci hareketin önderlerinden Mahir Çayan’dan zılgıtı yiyince yerine oturdu.
Mehmet Ali Ağca,
Oral Çerlik ve 
Mehmet Özbay gibi ülkücü camiada da çok sayıda Ermeni kökenli var.
Bunların hepsini teker teker saymaya gerek yok.
Ben burada sadece kamuoyunun da tanıdığı bazı Ermenilerin isimlerini verdim. Türkiye’de kimliğini inkar ederek yaşamını sürdüren 300 binden fazla Ermeni olduğu söyleniyor. Bu ürkütücü bir sonuç. Bu sonuç Türkiye’de Ermeni olarak yaşamanın, ne kadar zor olduğunun açık delilidir. Kimliğini inkar ederek yaşamını sürdürenlere hiçbir sözümüz yoktur. Onları anlayışla karşılıyoruz. Ancak Ermeni olduğunu bile bile Türk ırkçılığı veya Türk- Islam sentezinin savunuculuğunu yapanları anlamakta zorluk çekiyoruz.
Hele bunların Türkiye’deki gayrımüslimlere ve Kürtlere karşı düşmanca tavırları anlaşılır gibi değil.
Bir insan her zaman din değiştirebilir. Bu onun doğal hakkıdır. Ama bir insan hiçbir zaman ait olduğu ırkını değiştiremez. Bunların hangi koşullarda bu duruma geldikleri ilginç değil mi?
Hz. Muhammed’in bir hadisi şerifi vardır. Diyor ki; “Çocuk kimin yatağında dünyaya gelmiş ise, ona aittir.”] Bu hadise uygun olan, bir de atasözü vardır: Aslını inkar eden haramzadedir. Ben bir insan olarak bunların düştükleri bu duruma üzülüyorum. Mesela Mehmet Ağar, insanların yüzüne bakacak yüzü olmadığı için sürekli renkli gözlük kullanır. Diğerlerinin gözlerinde sürekli suçluların telaşını görmek mümkün. Ama bunları neden yapıyorlar, anlamak mümkün değil.
Ben burada sadece bazı Ermenileri yazdım. Belki de Ermeniler, Anadolu’nun yerli halklarından olduğu için yazdım. Muhacir Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Çerkezler ve Pontus Rumları da aynı durumda.
Cumhuriyet tarihinde hiçbir Türkmen Cumhurbaşkanı olmadı. Hiçbir Türkmen Başbakan da olmadı. Hiçbir Genelkurmay Başkanı da Türkmen degil. Türk olabilmek için, sadece müslümanım, Türküm demek yeterli mi? Onu da bilmiyorum. Ama; keçinin ben koyunum demekle koyun olamayacağını biliyorum. Bir Ermeni örneği daha. 12 Eylül Cuntası döneminde yüzbinlerce insan gözaltına alındı ve haftalarca işkence gördü. Ama bunların arasında Garbis Altunyan isminde birisi vardı ki sadece solcu olduğu için değil, aynı zamanda Ermeni olduğu için de tam 270 gün işkencede kaldı. Bunun 34 gününü aslan kafesinde geçirdi. Yıllarca cezaevinde yattı ve şu anda işkenceden sakat kalmış bir insan olarak yaşamını Avrupada sürdürüyor.
İbrahim Aydın
Navkurd.net
kaynak: team-aow.discuforum
http://team-aow.discuforum.info/t7249-Ermeni-Kokenli-Unlu-Turkler-IBRAHIM-AKSOY.htm